O İKİ ÇOCUK…

O İKİ ÇOCUK…
Kayserimizde insan ilişkileri oldukça sıcak. Akraba ziyaretleri, komşu oturmaları, hac arkadaşlarının buluşmaları derken; sosyal hayat çoğu kimse için yoğun. Yalnız bu tarz buluşmalarda dikkatimi çeken önemli bir ayrıntı var. Anne-babalar bir arada sohbet edip keyifle vakit geçirirken; çocuklar çoğunlukla bilgisayar, ıpad ya da cep telefonuyla meşgul. Hatta bazı ortamlarda etrafta koşturması, oyun oynaması gereken çocuklar; oturdukları kanepeden kalkmadan ziyaretlerini sonlandırıyor. Bu durum ebeveynlerin işine yarıyor. Böylece rahatça konuşabiliyor, ev dağılmıyor, gürültü çıkmıyor vs. Bu tablonun ne kadar vahim bir noktada olduğunu anladığım iki küçük gözlemimi bu vesileyle paylaşmak istiyorum… İki kızımla birlikte gittiğimiz; oldukça şenlikli, Avrupa standartlarında bir sirk topluluğu gelmişti Kayseri’ye. Biz de heyecandan yarım saat önce gidip yerimizi almıştık. Hayvansız sirkte bir çok heyecanlı, ilgi çekici gösteri yapıldı. İnsanın içini coşturan müzikler çalındı. Hatta tempo tutup alkış yapmaktan ellerimiz acıdı. Bu harika sahne performansı hem yetişkinleri hem de çocukları adeta büyüledi. Yalnız tüm bunlar olup biterken; görüş mesafem içindeki iki çocuk dikkatimi çekti. Bizim içimiz içimize sığmazken; onlar ıpadleriyle hiç kafalarını kaldırmadan oyun oynuyordu. Ne alkış tutuyor, ne sahneye bakıyordu. Halbuki karşısındaki kişi ağzından ateş çıkarıyor, metrelerce yükseklikteki bir taburenin üzerinde kafa üstü, desteksiz duruyordu. İki çocuk da bunların hiçbiriyle ilgilenmiyordu. Sanki her gün bu tarz şeyler görüyormuş gibi! Yine yakın zamanda ailecek trenle şehirlerarası yolculuk yapmaya karar verdik. Yavaş yavaş giden trende iki şehrin içinden geçtik, adeta dört mevsimi gözlemledik. Karlı başlayan yolculuğumuz sımsıcak bir havayla son buldu. Ara duraklardan birinde yaşlı bir teyze ve iki küçük çocuk vagonumuza dahil oldu. Yerlerine yerleşir yerleşmez bir şeyler yedi çocuklar. Sonra teyze çantasından tabletleri çıkardı. İkisinin de eline verdi. Çocuklar yol boyunca bir kez olsun dışarıya bakmadan yolculuklarını tamamladı. Oysa ki; çok yüksek köprülerden, küçük şelalelerden, kasabalardan geçtik. Bir sürü inek ve koyun sürüsü gördük. Arada inip binen yolcular oldu. Tekrar tekrar bilet kontrolleri yapıldı. Hatta bir durakta iki jandarma da yolculuğumuza dahil oldu ve herkesin kimliğini kontrol etti. Kıyafetleri, silahları, ciddi yüz ifadeleri ile bir çocuk için oldukça ilgi çekiciydiler. Tüm bunlar olup biterken o iki çocuk kafasını kaldırıp ‘Neler oluyor acaba?’ diye çevresine bir kez olsun bakmadı. Babaannelerine hiç soru sormadı, konuşmadı, ağlamadı, huysuzluk yapmadı, ‘Daha ne kadar yolumuz var?’ diye durup durup sormadı. Teyze için sorunsuz bir yolculuk olsa da ben çocuklar adına üzüldüm. Hem de çok… İşte bu iki küçük gözlem bir şeyleri daha iyi anlamama vesile oldu. Toplum olarak, yavaş yavaş bir bataklığa sürüklendiğimizi düşünüyorum. Çocuklarımızın çoğu ekran karşısına mahkum edilmiş. Cep telefonuna bakmadan, oyun oynamadan yaşayamaz durumdalar. Ebeveynlerin büyük çoğunluğu bu tutumun yanlış olduğunu bilse de; onlar da rahatlığın bağımlısı olmuşlar. ‘Çocuk gibi’ çocuklarımız yok artık. Hoplayıp zıplaması gereken minikler oturdukları yerden kalkmıyor, sürekli kilo alıyor. Okulda dikkat dağınıklığı yaşıyor. Bir çoğu da hiperaktif teşhisi konuyor. Sohbet etmeyi bilmiyor. Duygularını ifade edemiyor. Her şeyden çabuk sıkılıyor. Hayal güçleri yok denecek kadar az. Seyrettikleri youtube videoları sebebiyle sürekli yeni bir şeyler satın almak istiyorlar. Çoğunun youtuber olmaktan başka ideali/hayali yok. Doğayla ilgili değiller. Hayvanlardan korkuyorlar. Kitap okumayı sevmiyorlar. Merhamet duyguları körelmiş durumda. Her şeyden şikayetçiler. Akran zorbalığı fazla. Çoğu çocuk, şiddetin iyi bir şey olduğunu düşünüyor vs… Tüm bunlar bizim ‘şimdi’ gözlemleyebildiğimiz sonuçlar. Bir de bu çocukların gençlik ve yetişkinlik halleri olacak. İşte o zaman anne-babalar geçen yıllara pişmanlıkla bakıp belki de hatalarını anlayacak. Siz siz olun, iş işten geçmeden çocuklarınızı lütfen ekran karşısından çekip alın. Kademeli şekilde oğlunuzun-kızınızın teknolojiyle olan bağını azaltın. Onun yerine birlikte vakit geçirin, sohbet edin, dışarı çıkın. Çocuklarınızı yaşıtlarıyla buluşturun ve oyun oynayabilecekleri ortamlar sunun. Sosyal ve kültürel aktivitelerle boş zamanlarını doldurun. Gezmeye gittiğinizde çocuğunuzu ortamı yaşaması, sohbete dahil olması, yaşıtlarıyla gülüp oynaması için yüreklendirin. Özetle; çocuklarınıza soğuk ekranları değil, kendinizi, hayatı verin…
GÖNDER
×
Birden çok mail adresi varsa mail adreslerini virgül ile ayırınız
Max 200 karakter
Gönder
×
bu kısma açılan video gelece
×